Maneviyat

Asıl Çözüm Maneviyata Saklıdır

Kendimi sahip olduklarımla var edersem; onlar elimden gittiğinde ben kim olacağım?- Erich Fromm

Modern insanın ruhsal problemleri meşhurdur. Maddi hazcılığın hüküm sürdüğü bu devirde, mutluluk sahip olma üzerinden kurulmaya çalışılır. Satın alınan meta ne kadar çoksa o kadar mutlu olacağımız aşılanır bizlere. Üstelik aldığımız bu ürünlerin tüketim ömrü birkaç yılla sınırlıdır. Miadı dolan ürünün yerine bir yenisini almak zorunda bırakılırız. Ama malum filmde de söylendiği gibi, “Bir zamanlar sahip olduğun şeyler; gün gelir senin sahibin olur.”  Aslında din değil, tüketimdir modern toplumların afyonu.

İşte bu afyon bizi öyle bir uyutur ki kendimizden geçeriz. Mecazi olarak değil, gerçekten kendimizden geçeriz. Özümüzü tamamen unuturuz. Varoluşsal sorulardan kaçmanın bir yoludur aslında tüketim. Bir nevi kendini uyuşturmaktır. Ama halının altına süpürdüklerimiz bir gün taşar ve evimizin her yanını sarar. Depresyon denilen fırtına bizi kıskıvrak yakalar. Kara bulut üstümüzde değil, içimizdedir ama farkına varmayız. Bu yüzden karanlıktan kurtulmak için koşar dururuz. Çaresizce, yağmurdan korunmak için sığınacak bir yer ararız ama gittiğimiz yerde doluya yakalanırız. “Neden?” diye sorarız, “Neden iyi hissedemiyorum?” İçimizdeki sıkıntıdan kurtulmak için yapmayacağımız şey yoktur. Bundandır ya “Kişisel gelişim”in bu “gelişim”i. Evrene enerji gönderenler, kuantum koçları, olumlamalar, reiki, yoga… Allah ne verdiyse. Bunlar kötü şeyler değildir elbette ama varoluşsal problemlere tek başlarına çözüm olmayacaklarının bilincinde olmak lazım. Asıl çözüm kaynağı: Maneviyat, öze dönmek yani yaratıcıyla beraber olmaktır.

Dikkat ederseniz, bu dünyanın bize sağlayabileceği mutluluklar hep sonlu oluyor. Örnek olarak lotodan para kazanan insanlar üzerinde yapılan araştırmaya değinelim. Bu araştırmaya göre; para kazanan kişilerin ilk zamanlarda mutluluklarında yoğun bir artış gözlemleniyor. Fakat belli bir süre sonra mutluluk oranları eski seviyesine dönüyor. Düşünün, trilyonlar bile insanı sürekli mutlu tutmaya yetmiyor. Buna benzer bir durumu siz de mutlaka deneyimlemişsinizdir. Çok istediğiniz bir şey olur, bir süre çok mutlu olursunuz ama o olayın etkisi yavaş yavaş geçmeye başlar ve eski duygu durumunuza dönersiniz. Demek istediğim şu ki ne elde ederseniz edin; onun verdiği tatmin bir noktada son bulacaktır. Madde, ancak belli bir yere kadar tatmin edebilir. Çünkü insan sonsuz bir varlıktır. Sonsuz olana ihtiyaç duyar. Dolayısıyla bu dünyada elde ettikleri onu doyuramaz. Ama biz bunu unuttuk ve kendimizi maddeye teslim ettik. İşte bu yüzdendir bu mutsuzluğumuz.

Sekülerizmin yükseldiği bu devirde sanki inananlar bir alt tabakadan, inanmayanlar da elit kesimden gibi bir algı oluştu. Bilimin ilerlemesiyle galiba kendimizi büyük görüp, kendi kendimize yetebileceğimiz yanılgısına kapıldık. Depresyona girdiğimizde maneviyata yönelmek aklımızın ucundan bile geçmedi. Bir yerlere gitmeyi denedik, işkolik olduk, kimimiz çocuğuna aşırı bağlandı; kimimiz eşine, bizi iyi etmesi için birilerinden ya bir şeylerden medet umduk hep. Sandık ki o olsa mutlu oluruz. Mutluluğu birinden ya da bir şeyden beklediğimiz için ona köle olduk. Onun peşinden koştuk durduk. Halbuki mutluluğun ancak Allah ile geldiğini anlasak hiçbir şeye ya da hiç kimseye muhtaç olmayız. Bu harika değil mi? Evet, insanlardan her an her şeyi bekleyebilirsiniz. Sevgiliniz sizi terk edebilir, kendinizi adadığınız çocuğunuz yurt dışına gidebilir. Ya da onca emek verdiğiniz işinizde iflas edebilirsiniz. Her türlü durumla karşılaşabilirsiniz ama yine de mutlu olabilirsiniz. Çünkü sizin mutluluğunuz ona bağlı değildir artık. Siz özgürsünüzdür.

Neden kendimizi bu kadar kısıtladık? Sekülerizm arttıkça özünde materyalist olmayan insan giderek daha çok depresyona giriyor. Bunun karşılığında daha çok şey elde etmeye çabalıyor. Maddi hazcılık artıyor. Ama bu insana yetmiyor, yetemiyor. Çünkü insanın kapasitesi bundan çok daha fazla. O sonsuz olmak istiyor. Demek ki sonlu şeyler onu bir yere kadar tatmin ediyor. Nihai kaygıyı ancak yaratan ile olmak dindirebiliyor. O nedenle “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” ayeti beni çok etkilemiştir ya.

Bu dünyada hayallerimizi yaşayalım ama onlara köle olmayalım. Elde ettiklerimiz bizi ancak bir süre tatmin eder. Sonsuz tatmin, gerçek huzur ancak onunla olur. Bir düşünün, mutluluğunuzu bağladığınız şeyler bir gün sizden giderse; o zaman hep mutsuz mu olacaksınız?

No Comments

Leave a Reply