Bilim

Bilimin dışında bir şey var mı?

Bu yazıda, Prof Dr. Sinan Canan’ın “Konuşulacak şeyler” isimli kanalındaki “Bilimin dışında bir şey var mı?” videosunu kaleme aldım. Osman Börütecene ile yaptıkları sohbet o kadar güzeldi ki bunu yazmadan edemedim. Böyle güzel şeyleri yazma dürtüme karşı koyamıyorum. Aşağıdaki yazı her ne kadar videodan yazılmış olsa da içinde kendi yorumlarım da bulunmaktadır. Videoyu ayrıca izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Bilimin dışında bir şey var mı?

“Bilimin dışında bir şey var mı?” diye sorunca sanki başlangıçta bilim vardı onun dışında da bir şey yoktu gibi anlaşılıyor. Halbuki başlangıçta bilim yoktu. Sonradan ortaya çıktı. Bilimin öncesinde, bilimin oluşmasına neden olan felsefe vardı. Felsefenin de ontoloji ve epistemoloji olmak üzere iki temel dalı vardır. Ontoloji, insanın duyuları vasıtasıyla algıladığı alan; epistemoloji ise bunu algının üzerindeki akıl yürütmedir. Bilim, duyu organlarımızla algıladığımız bu çevreyi anlamlandırma çabamızdır. Önce bu bilgiyi cebe koyalım ve devam edelim.

Duyu organlarımız bizi yanıltıyor

Schördinger’in kedileri

Çevreye bakıyoruz ve gördüğümüz birtakım şeyleri araştırmak istiyoruz. Örneğin bir cismin boyunu ölçüyoruz, rengine bakıyoruz, çevresini ölçüyoruz vs. Bunları da not alıyoruz. Bu sırada bizim bir yetersizliğimiz var. Not alırken gözümüz yanılabiliyor ya da cetveli tutarken elimiz kayabiliyor. Bu yüzden teknolojiyi geliştiriyoruz ve böylece daha keskin ölçümler yapabiliyoruz. Fakat bunları yaparken şöyle bir yanılgıya kapılıyoruz: teknoloji geliştirince, ölçüm aletleri icat edince yetersizliğimizden kurtulduğumuzu zannediyoruz. Ama bu teknolojiyi geliştiren de biziz ve bu teknolojiyi geliştirirken de sahip olduğumuz yetersizlik hep bizimle beraber. Yani bu geliştirdiğimiz aletler de bize algılayabildiğimiz alanın dışını gösteremiyor. Bizim yaptığımız bilim, ancak duygu organlarımızla algıyabildiğimiz çevreyi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. İşte bu nedenle teknoloji gelişse de sadece algıladığımız alan için gelişiyor.  Bant aralığımızın dışında kalan o kısmı yine göremiyor, yine algılayamıyoruz.

Yılanlar bilim yapsaydı ne olurdu?

Bilimde, gözümüzle göremediğimiz şeyleri geliştirdiğimiz teknoloji ile görmeye çalışıyoruz dedik. Şimdi bilimi insanların değil de yılanların yaptığını farz edelim. Yılanlar bizim gördüğümüz gibi görmüyor. Çevreyi ısı dalgaları şeklinde algılıyorlar. Eğer bilimi onlar yapıyor olsaydı onların anlamaya çalışacağı şeyler ısı farklarıyla ilgili olacaktı. Onların sınırı da bu olacaktı. Yine bizim algıladıklarımızı algılayamayacaklardı. Ve bir gün yılanlardan biri çıkıp, “Isı dalgaları dışında da bir şeyler olabilir” dese bilimin dışında bir şeyin olmadığını düşünen bir yılan “Olur mu canım öyle şey. Bu dediğin hiç bilimsel değil” diyecekti. Ama bu yılanın söylediği, ısı dalgaları dışında da bir şeylerin olduğu gerçeğini değiştiremeyecekti. İşte bu yüzden sınır çok önemli bir konu. Tıpkı bu yılanlar gibi bizim de algılayabildiklerimizin sınırları var. Bir sprektrum var ve onun içindeyiz. Dolayısıyla bizim yaptığımız bilim de o spektrumun dışına çıkamıyor. Örneğin bir mikroskop yapıyoruz, sonra elektron mikroskobu yapıyoruz ve belki de ileride daha iyisini geliştireceğiz ama bu yine şu anda algıladığımız alanı daha iyi algılamamızdan öteye götürmeyecek bizi. Duyu organlarıyla algılayamadığımız alan hep orada bir yerlerde kalacak. İşte bu nedenle bilim, bizi spektrumun dışına çıkaramayacak. Sadece algıladığımız bant aralığındaki bilgimizi arttırmamızı sağlayacak, o kadar. Yani bilim  sınır ötesiyle ilgili bir bilgiye ulaştıramıyor.

Bilimin görevi nedir?

Bu yazıyı yazmamın nedeni bilimi kötülemek değil. İnsanlar tabi ki araştıracak ve içinde bulunduğu dünyayı anlamaya çalışacak. Bu çok doğal ve faydalı bir çabadır. Bu yazıyı yazmamın nedeni, bilimin amacının saptırılıyor olmasıdır. Günümüzde bilime kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeye çalışan insanlar var. Bu kişiler, bilimin fonksiyonunu unutup; ona görevinden fazlasını vermeye çalışıyor. “Bilim bir gün her şeyi açıklayacak” düşüncesi de buradan çıkıyor. Halbuki bilimin amacı her şeyi açıklamak değil, duyu organlarıyla algıladığımız çevreyi anlamlandırmaktır. Bilimin her şeyi açıklamak gibi bir amacı yoktur. Bilim gözlem ve deneye dayanıyorken; siz felsefenin işlevini de bilime vermeye çalışırsanız işler sarpa sarar. Tekrar altını çizmek isterim ki amacım bir alanı dışlamak değil, aksine alanları kendi işlevi dışına çıkmaktan korumaktır. Bunun yanında hakikate ulaşmak için tüm alanları da kullanmak gerektiği düşüncesindeyim. Bugün insanlar bunu yapmadığı için yani felsefe ve teolojiden yaralanmadıkları için tüm soruları bilimle anlamlandırmaya çalışıyorlar. Bunu da modernlik zannediyorlar ve sonuçta da başarılı olamıyorlar. Halbuki ne zaman her bir alana gereği kadar değeri verir ve onlara yapabileceğinden fazlasını yüklemekten vazgeçer ve edindiğimiz tüm bilgileri birleştirmeyi öğrenirsek o zaman hakikate ulaşabiliriz. Çözüm tüm alanlardan hakkıyla faydalanmaktan geçiyor.

No Comments

Leave a Reply