Duygular Hayaller Yaşam

İnsan değiliz, hiçbirimiz

İnsan olmak acının içinden geçmektir, bunu atlıyoruz. Maalesef biz bu hayatta insan olmayı atlıyoruz.

Modern hayata bakarsak sürekli bir koşturmacanın içinde olduğumuzu görürüz. Öğrenci de olsak çalışsak da bu durum aynıdır, değişmez. Tabi çalışıyorsak vaziyet daha da feci bir hal alır, hayatımıza sahip olma oranımız giderek azalır. Artık hayatımızın çoğu çalıştığımız yere ait olmaya başlar. Bir düşünün, gün içinde kendinize kaç saat ayırabiliyorsunuz? İki-üç saatse en şanslılardan birisiniz demektir. Peki, insan kendine vakit ayırmadan nasıl yaşar?

Çok basit. Yaşamaz, sadece nefes alır. Bu yüzden insandan çok makineye benziyoruz artık. Tüketim toplumu modeli, bize sahip olduklarımız üzerinden mutlu olmayı dayatıyor. Bu nedenle mutluluklarımız bile yapay bir hal alıyor. Reklamlara dikkat ederseniz bunu net bir şekilde görebilirsiniz. Orada bize devamlı olarak, “Bir şey al ve mutlu ol” mesajı verilir. Söylemleri birbirine benzer, “Daha büyük bir eve geçin. Telefonun daha iyi modelini alın. Bu rimeli alırsanız en güzel siz olacaksınız. Bu saat hayatınızı değiştirecek…” gibi. Biz de para kazanmak için bütün günümüzü harcar, sonra o kazandığınız parayı yeni bir şey almaya harcarız. Aslında her şey bir kısır döngüden ibarettir. Bizi bu çemberin içinde tutarlar ki gerçekleri göremeyelim. Adeta gözlerimize bu yeni ürünlerden bir şerit çekilmiş, kör olmuşuzdur. Gerçek şu ki “Şu olursa mutlu olacağım, bunu alırsam çok iyi hissedeceğim” gibi düşünceler sadece bir yanılsamadır. Hiçbiri gerçek değildir. Bir şey satın almakla mutlu olunmaz. Bu sadece ego tatminidir ve ego hiç doymaz. Hep daha fazlasını ister. Çünkü ne alırsak alalım, onun da yenisi çıkacaktır ve ego onu da isteyecektir.

İnsan dönüşmelidir. Ruhsal gelişim için dönüşüm şarttır. Gerçek mutluluk dönüşümle gelir. Bunun için de hisleri hissetmek, onları yaşayıp bizi değiştirmesine izin vermek gerekmektedir. Acıyı da tıpkı sevinç gibi deneyimlemeliyiz, onun içinden geçip ilerlemeliyiz. Ancak bu şekilde ruhsal anlamda gerçekten sağlıklı bireyler olabiliriz. Peki, biz ne yapıyoruz? Sıkıntılarımızla yüzleşmek yerine, onların üstünü örtüyoruz. Zaten o yoğun tempodan kalan azıcık bir vakit var, o vakti de hemen telefonla dolduruyoruz. Düşünmemek için, sıkıntıyı hissetmemek için boş kaldığımız an elimize telefonu alıyoruz. “Kusurlarımızı” filtrelerle örtüp, egomuzu şişiriyoruz. Sanki çok işe yarayacakmış gibi başkalarının hayatını analiz ediyoruz. Eğer hala boş vaktimiz kalırsa onu da hemen bir hobiyle dolduruyoruz. Böylece gerçek problemlerimizi düşünmüyor, onlarla yüzleşmekten kaçıyoruz. Onun yerine telefonumuzun bir üst modelini alıp, egomuzu güncelliyoruz.

Oysa nihai kaygılarımızı ötelemek bize hiçbir şey kazandırmayacağı gibi ileride daha kötü durumlara sürükleyecektir. İnsan aslında en derinlerde varoluşu ve ölümü düşünür. Bunlar en temel meseleleridir. Bunlardan dolayı duyduğu acılar da en temel acılarıdır. Fakat bu hengamenin içinde asıl meselelerimizi düşünmeye vaktimiz yok. Bunları bastırabilecek çok fazla araca sahibiz. Yemek, sigara, alkol, sosyal medya ve dedikodu sarmalında kendimizi oyalıyoruz. Ama asıl canımızı acıtan o kaygı hiçbir yere gitmiyor. Onu daha derinlerine gömdükçe, kalbimize daha da çok batmasına sebep oluyoruz. Bu defa acıyı dindirmek için daha şiddetli uyuşturucular kullanıyoruz. İnsan olmak o acının içinden geçmektir, bunu atlıyoruz. Maalesef biz bu hayatta insan olmayı atlıyoruz.

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply