Psikoloji

İnsan Neden Acı Çeker?

Tuhaf dergisinin haziran sayısında psikolog Şule Öncü ile yapılan söyleşiyi okudum. Kendisine aşk acısının nedenleri sorulan Şule Öncü şöyle cevap veriyor, “Birinden ayrıldığımızda, o kişiden çok onun bize yaşattığı duyguları özleriz.” Ve devam ediyor, “Bir başkasına, varoluş sıkıntımıza çare olsun diye tutunduğumuzda herkes yanlış kişidir.” Çoğumuz bunu yapıyoruz. O kişiyi bizi değerli hissettirmesi için hayatımıza aldığımızdan gitmesi bizim için bir yıkım oluyor tabi. Depresyona giriyoruz çünkü kendi kendimize değerli hissetmiyoruz ve aslında tek istediğimiz de bu.

Siz de kendisine çok kötü davrandığı halde partnerinden ayrılmayan insanlar görmüşsünüzdür mutlaka:  Hakaretlere uğradığı hatta şiddet gördüğü halde bırakmaz partnerini. Biz de onu yargılar, “gurursuz” olmakla suçlarız. Halbuki o kişinin değerli hissetmeye öyle ihtiyacı vardır ki ona kötü davransa bile partneri onun bu ihtiyacını karşıladığı için ona sımsıkı tutunur. Bu kişi aslında bağımlıdır, tıpkı sigara ya da alkol bağımlılığı gibi bir insana bağımlıdır. Çünkü bağımsızlığın anahtarı, değer algımıza ve yalnızken de tamam olmaktır. Eğer değerli hissetmek için birine ihtiyaç duyuyorsak; işte o zaman o kişiye bağımlı hale geliyoruz. Bu da çok tehlikeli noktalara varabiliyor. Çoğu insanın durumu bu olduğu halde yaşadığını sevgi zannedebiliyor.

Peki nasıl değerli hissedeceğiz? Aslında temel problem hislerimizi hissetmemekten kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Kişi, sigara, alkol, seks, yemek vb. bağımlıklarla mutlaka bir hissi bastırıyoruz. Kötü mü hissettim? Hemen bir sigara içeyim ya da bir şeyler yiyeyim; böylece o duyguyla yüzleşmekten kaçmış olurum. Duygularımızı bastırmanın başka bir yolu da kendimizi dışarılara atmak, hobiler bulmak, fazlaca sosyal aktivite içinde olmaktır mesela. Bu kötü bir şey değil diyeceksiniz. Evet, sosyal aktivite elbette kötü bir şey değil ama bunu hislerimizi hissetmekten kaçmak için yapıyorsak işte o zaman durum farklı. Bu sosyal faaliyetlerle kendimizi bir saniye bile boş bırakmıyoruz çünkü boş kalırsak aklımızdan geçenlerle dolayısıyla duygularımızla yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Boşluğa tahammül edemediğimizden onu hemen bir hobiyle dolduruyoruz. Ama çözüm duygularımızla yüzleşmekten geçiyor. Yüzleşip, ilerlememiz gerekiyor.

“Ruhsal yolda olan biri her zaman iyi hisseder” demişti bir seminerinde Dr. Bülent Uran. Bu doğru çünkü bu dünyaya gelme nedenimiz ruhsal gelişimdir. Önce bunu idrak etmemiz, ardından hislerimizle yüzleşmemiz gerekiyor. Bu şekilde hayata geliş amacımızı anlayacağız. Acılar da bu yüzden var. Çünkü insan, rahatken asla gelişim göstermeyen bir varlık. Rahatsa yerinden kıpırdamıyor. Ne zamanki zorda kalıyor, o zaman ilerlemeyi düşünüyor. Acı, onunla yüzleşip; gelişmemiz için geliyor bize, ondan kaçmamız için değil. Ne zamanki üstünü örtersek; ileride daha şiddetle gösteriyor kendini. “Ben buradayım, beni gör!” diyor. Önce hafif hafif sızlatıyor eğer onu bir ağrı kesiciyle geçiştirirsek bu defa bıçak saplıyor kalbimize. Sonunda ondan kaçamıyoruz. Ama yüzleştikçe de hafifliyor. Korkmayın, onunla yüzleşecek güce sahipsiniz. Sadece buranın bir okul olduğunu anlayın: Ruhsal gelişim okulu. Bunu anlarsanız; acılarınızla yüzleşecek, gittikçe daha iyi hissedeceksiniz. Acılardan maalesef kaçarak kurtulamıyoruz. Ama eğer kaçmayıp içinden geçersek; onlar bizi bırakıyor. Siz de hemen şimdi uyuşturucularınızı bir kenara bırakın ve duygularınızı görmeyi seçin. Ancak böyle kendiniz olabilirsiniz. En hafifiyle başlayın. Yavaş yavaş kendinizi bulacaksınız.

 

 

 

No Comments

Leave a Reply