Arzular Hayaller

Şimdi değilse; ne zaman?

Bu dünyada tek bir hayatın olduğuna göre mutlu olmak şimdi değilse; ne zaman?

Sadece bir dakikalığına düşün. Şu anda nerede olmak isterdin? Tamamen özgür olsaydın ne yapıyor olurdun? Belki deniz kenarında olurdun, belki bir şeyler okuyor olurdun, belki dans ediyor belki de futbol oynuyor olurdun. Bilemiyorum, herkesin arzusu farklıdır. Benim bilmem de gerekmiyor, sen ne isteğini zaten çok iyi biliyorsun. Şimdi senden çok basit bir şey yapmanı rica edeceğim. Kısa bir süreliğine sana bugüne kadar öğretilen bütün yargıları unut. Kafanın içine yerleştirilen bütün kalıpları ve kuralları sil zihninden. Ardından kendine şu soruları sor, “Tamamen özgür olsaydım; şu anda ne yapıyor olurdum? Nerede olurdum? Bir günüm nasıl geçiyor olurdu? Nasıl bir hayatım olsa harika olurdu?” Bunları cevaplarken sadece hissetmeni istiyorum. Cevap içinden gelecektir zaten, gözünde bir şeyler canlanacaktır. Zihnine yargılar gelmeye başladığı anda kendini şunu hatırlat, “Bir dakikalığına her şey mümkün. Şu anda kural dışıyım.” Gözünün önüne geleni ya da aklından geçeni lütfen bir yere not et. Ona sonra ihtiyacın olacak.

Ben senin gönlünden geçeni bilemeyeceğim için bir örnek üzerinden ilerlemek durumundayım. Diyelim ki tutkusu resim yapmak olan bir bankacısın. Ve az önceki sorulardan sonra gözünde şöyle bir manzara canlandı: Müstakil evinin bahçesindesin. Kulağına gelen serçelerin sesleri sana huzur veriyor. Etraf yemyeşil. Bahçenin dibinde bir göl var ve sen rahat sandalyende oturuyorsun. Masanın önünde çizimler var. Karşında da on tane çocuk resim yapıyor. Ege’deki bir kasabada bir sanat okulu kurmuşsun. Öğrencilere ders veriyorsun ve hayatını da böyle kazanıyorsun. Bunu hayalinde canlandırmak bile seni gülümsetecektir. Çünkü bu senin kalbinin arzusu.

Şimdi de şu anda yaşadığın hayatına dönelim: Her sabah altıda kalkıyorsun. Aslında işbaşı dokuz ama metrobüse binebilmek için evden erken çıkman gerekiyor. Kahvaltı etmeye vaktin olmadığı için köşedeki simitçiden bir simit kapıyorsun. Bunlar her yıl fazla kilo olarak sana geri dönüyor. Simitler öyledir, çok vefalıdır. Mutlaka dönüş yaparlar. Ardından ramazandaki pide kuyruğunu andıran metrobüs kuyruğuna bakıyorsun. Gerçi bu galiba ondan da fena. Metrobüs savaşından sağ çıkmayı başarırsan işe gidiyorsun. Tüm gün istemediğin insanlarla konuşuyor, senin için bir anlam ifade etmeyen rakamlarla uğraşıyorsun. Aklın sürekli başka yerde. Her gününü “Bir an önce bitse” düşüncesiyle geçiriyorsun. Vakit bulursan bir şeyler karalıyorsun. Tatil kovalıyorsun. Hep tatil istiyorsun. Sonuç olarak hayatını bitse de gitsek modunda yaşıyorsun.

Farklı iki hayatı tasvir ettim. Bu iki hayatı yaşamak da senin elinde. Kalbinin arsuzunu da yaşayabilirsin, hayatını çöpe de atabilirsin. Bunun için sorman gereken soru, “Ama nasıl?” değil. Sorman gereken, “Nerede kendime dürüst değilim, kendimi nasıl kandırıyorum, sevmediğim neler yapıyorum, %100 dürüst olsaydım ve kendimle yüzleşseydim neye katlanmayı bırakırdım, uyumsuzluk nerede ve acilen yapmalıyım? Nerede kurban rolü oynuyorum? Hangi düşüncelere inanıyorum?(Yapamam, edemem, öyle şey olmaz vs.) Acil olarak neye ihtiyacım var? Yaşıyor muyum yoksa nefes mi alıyorum? Daha ne kadar beklemek zorundayım değil, daha ne bekliyorum? Ölmeme yakın mı kendim olacağım? Şimdi değilse; ne zaman?

Günün mesajı: Harekete geç. Sadece yap. Bu dünyada tek bir hayatın olduğuna göre mutlu olmak şimdi değilse; ne zaman?

You Might Also Like

1 Comment

Reply Akan Zaman Nisan 27, 2018 at 7:04 pm

her şey bazen çok kolay bazen de o kadar zor ki, anlatabilmek bile mümkün değil. 🙂

Leave a Reply