Söyleşi

Zaytung- Hakan Bilginer’le Söyleşi

Türkiye’yi güldüren adam, Zaytung’un kurucusu Hakan Bilginer ile hayalleri gerçekleştirmek üzerine sohbet ettik. Aslında kendisiyle söyleşiden daha önce de tanışmıştım. Yaklaşık altı ay önce ona, Zaytung’u çok sevdiğimi, yazıların arkasında kim olduğunu merak ettiğimi anlatan bir mail atmıştım. Hemen cevap verdi. Kahve içmek için sözleştik ve buluştuk.

Çok alçak gönüllü biri. Egosunu neredeyse tamamen terbiye etmiş desem, yeridir. Hem muhabbeti çok eğlenceli, insanı çok güldürüyor; hem de kendine hayran bırakacak kadar zeki. Kendisiyle o zamandan beri görüşüyoruz, iyi arkadaş olduk. Ne zaman bir şey istesem, hep yardım ediyor. “İyi ki de tanışmışım” dedirtiyor.

Lafı fazla uzatmadan, sohbete geçiyorum.

Zaytung’la uğraşırken kendini nasıl hissediyorsun?

Çalışıyor gibi, iş yapıyor gibi hissediyorum. Zaman zaman , yeni bir fikir geldiğinde heyecanlanma durumu oluyor. Onun dışında, çoğunlukla bir görev duygusu içinde oluyorum. Hatta gergin ve stresi hissettiğim de oluyor. İş bittikten sonra da bir rahatlama dönemine giriyorum.

Zaytung’dan önce mühendis olarak çalışıyordun. O zaman mutlu muydun?

Çoğunlukla değildim. İşle ve hayatımla ilgili bir tatminsizlik vardı. Aslında iş yoğunluğum şimdikine göre çok daha azdı. Çok da rahat bir şekilde çalışıyordum ama yine de mutlu hissetmiyordum. Sürekli olarak bir arayış ve tatminsizlik içindeydim. Mühendisliğe duyduğum heyecan sadece ilk başlarda vardı, işe yeni başladığım dönemde. O zaman işim, benim için yeni bir dünyaydı. Yaptığım işi seviyordum da aslında. Zaten teknik konulara hep bir ilgim vardı. Fakat dediğim gibi, heyecan fazla sürmedi.Sonra onu kaybettim.

HAYATLA İLGİLİ TATMİNSİZLİK NEDEN OLUR?

Yaptığın işi sevmene rağmen tatminsizliğe sürüklenmişsin. Sence bunun nedeni neydi?

Kişisel olarak kendinizi gerçekleştiremediğinizde, “Aslında başka şeyler yapıyor olmalıydım ama mecburiyetten buradayım” fikrine kapıldığınızda bir tatminsizlik hissi kendini göstermeye başlıyor.  Her gün ofise gitmekten, aynı insanları görmekten sıkılmaya başlıyorsunuz.

İnsanda, “Ben neden her gün bu ofise gelmek zorundayım?” diye sorgulama dönemi mi başlıyor?

Evet. O gün yapacak çok fazla işiniz olmasa bile her gün ofiste bulunmak zorunda kalımanız, rahatsızlık veriyor. Aslında bir sürü insan bunu yaşıyor. Çoğu yerde işler rutine binmeye, her şey kendini tekrar etmeye başlıyor. O noktada bir sorgulama oluyor ama belli bir yerden sonra da yeni bir şey öğrenme konusunda tembelleşiyorsunuz. Bir de, halihazırdaki işinizi biliyor olmanın verdiği konfor var tabii. O konfor, yeni bir heyecana galip geliyor.

İnsanlar kendini mutsuz hissettiği halde bulunduğu durumu değiştirmiyorlar, değil mi?

Değiştirmiyor, sıkılarak devam ediyorlar. Başka mecralar arıyor ve onlardan tatmin sağlıyorlar. Tatile çıkıyor, gezilere gidiyorlar. O sırada sanki başka biriymişçesine bir hava oluşuyor ama Pazartesi günü masalarına geri dönüyorlar. Ya da hobiler buluyorlar; Ahşap boyamak, seramik yapmak gibi. Bütün bunlar aslında şu demek oluyor, “Ben, o yaptığım şeyden kesinlikle tatmin olmuyorum. Beni manevi olarak doyurmuyor. Durumumu değiştirebilecek belki cesaretim yok, belki de imkanım. O zaman ben de durumu idare edeyim.”

Bir çıkış yolu bulamadığımız için devam ediyoruz o zaman?

Birincisi o, evet. Yeni bir şeye başlamak kolay değildir. Bildiğin bir dünyadan çıkıp, diğerine girmek heyecan vericidir ama bir yandan da korkutucudur. Herkes bu riski göze alamayabilir. Bakmaları gereken aileleri gibi kaygıları olabilir. Çok da yargılamıyorum insanları. “Hayatınızı değiştirin” demek kolay ama bunu yapayı göze alamayabilirsin.

DEĞİŞİKLİK İÇİN MAKUL RİSKLER ALINABİLİR

Sen nasıl yaptın hayatındaki değişikliği?

Benimki çok gözü kara bir hayatını değiştirme hikayesi değil. İşten ayrıldığımda, zaten Zaytung’dan para kazanmaya başlamıştım. Yani ben makul bir risk aldım.

Çoğunlukla senin aldığın gibi “makul bir risk” alamıyoruz ama neden?

Bulunduğunuz durumu değiştirmek için birkaç koşul var: Birincisi o hayatınızdan yeterince bunalıyor olmanız gerekiyor. İkincisi ise ne yapacağınızı bulmanız gerekiyor. Bulamadığınızda bir yerlere savruluyorsunuz. Şu da var ki o geçiş evresi çok zordur. İki farklı hayatı aynı anda yaşamanız gerekir. Yaklaşık bir yıl, işi ve Zaytung’u bir arada götürdüğüm bir dönem oldu. Hayatımda en çok çalıştığım zamandı. Gündüz çalışıp, gece de sabahlara kadar Zaytung’la uğraşıyordum.

Yeni bir hayata geçmek nasıl bir duygu?

Zor bir dönem geçirirsiniz ama bu dönem aynı zamanda size çok heyecan verir. Yoğun yaşanır ama hedefinize ulaşacağınızı düşünüyorsanız, çok da yorulmazsınız. Çünkü artık bir amacınız vardır. Bu sizi canlı tutar. Ruhen sağlam olursunuz.

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK

Bir insan hayatını neden değiştirir?

Hayatından çok bunalan kişi, mutlaka bir çıkış yolu arar. İşler dayanamayacağı bir noktaya geldiyse; başka bir yöne gider. Yani çok mutsuz olan biri, bir şekilde hayatını değiştirir.

Kendini gerçekleştirmek için durumun çok mu kötü olması gerekiyor?

Evet, kendini gerçekleştirmeye yönelik motivasyon ondan doğar. Eğer çok bunalmamışsanız, idare edebiliyorsanız; arabanızı ya da cep telefonunuzu değiştirmek sizin için yeterli olacaktır. Bu, sizi bir süre götürür.

Asıl isteklerini geçiştirerek, başka şeylerden sağladığı tatmin; o kişiyi bir süre sonra yeni bir tatminsizliğe sürüklemez mi?

Sürüklerse, o da gider yine bir değişiklik yapar. Telefonunun bir üst modelini alır mesela. Telefonunu değiştirmek onu yeterince götürüyorsa, sen o adama illa da hayatını değiştir diyemezsin. (Burada bana diyor :D) Adam değiştirmek istemiyor yani.

KISA YOLDAN TATMİN: SOSYAL MEDYA

Sürekli bir şeyleri değiştiren kişi, kendini kandırıyor olabilir mi?

Olabilir ama bazı insanların da hayatını değiştirmesi gerekmiyordur. O kadar da şikayeti yoktur. Rutinin dışına çıkmak zordur. İstemek kolaydır, yapacağım demek kolaydır ama yapmak zordur. Gerçekten yapmaya başladığınızda, önünüze daha önce hiç düşünmediğiniz engeller çıkar. O yüzden çok daha kısa yollardan sağlanabilecek tatminlerle durumu geçiştirirsiniz.

Sosyal medya, kısa yoldan tatmin sağlama işlevi görür mü?

Aynen öyle. Sosyal medya bu işlevi görür. Bu şekilde, radikal değişikliğin getirdiği zorluklardan kaçarsınız. Instagram’da bir fotoğraf koyarsınız, yirmi tane “like” gelir, ondan sonraki birkaç saati iyi geçirirsiniz. Tatile gidersiniz, onu koyarsınız. Birisi fotoğrafınız için “Süper çıkmışsın” der, bir Tweet atarsınız beş kişi retweet eder sevinirsiniz. O sizi bir hafta götürür. Oradaki her “like” bir onaydır. “Güzelsin, başarılısın” demektir. Kolay yoldan başarı ve tatmin sağlamaktır. Endorfin mi artık neyse o salgılanır:) Çok insani bir durum bu aslında. Küçük görmek için söylemiyorum.

Peki, bunlarla nereye kadar gider ki insan?

Ya herkes de kendini gerçekleştirmek gibi bir kaygı duymak zorunda değil. Temel şeyleri gerçekleştirmek onun için yeterli olabilir. O şekilde mutluysa, sorun yoktur. Mesele hangi noktada mutlu olduğundur. Eğer çok mutsuzsan, kendini çok da uzun süre kandıramazsın. Bir yerde patlar. Aslında kimse çok da tatminsiz olduğu bir hayatı sürdürmez. Gerekirse parkta yatmayı göze alır ama gider yine yapar.

İNSAN, EYLEMLERİNİN TOPLAMIDIR

“Ben aslında bu işlerin adamı değilim de bakma…” sözlerini neden çok duyarız?

Bunu özellikle beyaz yakalılardan duyarız. “Ben aslında bu işin adamı değilim de bakma yani” der ama on beş yıldır o işte çalışıyordur. Hayır, sen o’sun. O olmasan, çoktan başka bir şey yapardın. Demek ki oradaki şartlar seni mutlu ediyor. Birilerinin sana “Müdür Bey” demesi, düzenli aldığın maaşın, o konfor seni tatmin ediyor. Ne yapıyorsan; sen o’sun. Kim olduğunu aldığın aksiyonlar tanımlar. İsteklerin değil.

Şartlar bizi korkutuyor mu?

Tabi ki. Özellikle Türkiye’de insanlar “standart” dediğimiz şeyleri bile çok zor elde ediyor. Dolayısıyla da onlardan kolay vazgeçemiyor. Çünkü elde edene kadar çok çabalıyor. Bu nedenle de sahip olduklarına çok sıkı tutunuyor. Hani Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi vardır ya, orada kendini gerçekleştirmek en üst noktadadır mesela. İnsanlar temel ihtiyaçların kaygısına düşünce, ona sıra çok zor geliyor.

HAYALLERİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN ÖNERİ

İnsanlar “Hayal” kelimesine mesafeli mi duruyor?

Evet, uzak duruyorlar. Hayalini gerçekleştiren insanları da sinir bozucu buluyorlar. Çünkü bu, onlara kendilerinin yapamadığını hatırlatıyor. Bu yüzden yapabilen insanları da biraz sindirmeye çalışıyorlar hatta. Uğraşan kişilerin, hayallerini gerçekleştirme ihtimalinden ölesiye korkuyorlar aslında. İnsanları en çok kızdıran şey; kendileriyle yüzleşmesine neden olan diğer insanlardır.

Hayallerini gerçekleştirmek isteyen ama korkan insanlara ne önerirsin?

Aslında en çok korkulacak şey; şu andaki mutsuz hayata devam etmektir. Eğer adım atmaktan korkuyorsanız, şunu düşünün: On beş sene geçmiş ve hala aynı yerdesiniz. Hangisi daha korkutucu geliyor?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply